Tek Türkiye Dizisi

16 Mart 2009 Pazartesi

Tek Türkiye'nin Yeni Halo İbrahimi




Halo İbrahim’in yeri boş mu kalacak?

Tek Türkiye, Devletimizin adı kullanılarak yapılan bütün kötü planları gün yüzüne çıkarıyor!...

Yılın dizisi Tek Türkiye’de artık farklı açılımlarda gösterilmeye başladı. Önceleri sadece terör ile halkın çatışmalarına yer veren dizi şimdilerde kendini devletin adamı gibi gösteren yasadışı örgütlerden de bahsediyor.

Geçen bölümünde dizide, kendini devletten biri gibi gösteren bir komutanın, iyi bir karakter olan Zeynel Ağa’ya teröre destek veriyor diye insanlık dışı işkenceler yapması ekranlara taşındı. Oysa Zeynel Ağa kesinlikle terörle işi olan biri değildir.

Zeynel Ağa, Devletin ona haksız zulmettiğini düşünüp bu sefer cidden teröre destek vermeye başlıyor. Tüm köylüsünü de buna teşvik ediyor. Böylece, kötü güçler amaçlarına ulaşıyor.
İşte bu sahneleri seyrederken günümüzde ortaya çıkan gerçeklerle mükemmel bir bağlantı kurabilirsiniz.

Peki Zeynel Ağa gibi oyuna kanarak teröre karışan değerli insanlara kim doğru yolu gösterecek? Kim çıkıp ta kardeşin kardeşe silah sıkmasını engelleyebilecek?

Önceleri bir Halo İbrahim vardı dizide. Onun vefatıyla sözü dinlenir, bilge bir kişiliğin eksikliğini çekti dizi. İşte şimdi Zeynel Ağaların da oyunlarına alet edindiği an Halo İbrahimlerin gelmesi gereken andır.

Diziyi önümüzdeki haftalarda oldukça bilge, alim ve seyit biri Halo İbrahim’in oğlu rolünde oynayacak olan ünlü tiyatro ustası Ali Çakalgöz renklendirecek. Diziyi seyrederken en az Şivan kadar “Çetin” karakterine dikkat edilmeli. Bu Çetin karakteri ülkemizin en büyük ama en büyük kanayan bir yarasına gönderme yapmaktadır.

Standart bir dizi olmayan, Türkiye’nin aynadaki görünüşü diyebileceğimiz Tek Türkiye, kalitesini artırdı, Devletimize, hakiki komando ve askerlerimize gereken yeri vermeye başladı. Devletimizin adı kullanılarak yapılan bütün kötü planlar şimdi gün yüzüne çıktı..

12 Mart 2009 Perşembe

Samanyolu Fanları Aylık Bülten Mart Sayısı:)


Tek Türkiye Setinde İzdiham!..











TEK TÜRKİYE’YE ARTAN SEVGİ SELİ, GÖZLERDEN KAÇMIYOR!...












Samanyolu Televizyonun en çok seyredilen dizisi olan Tek Türkiye, ekran karşısında takip edildiği kadar set ortamında da takip ediliyor. İnanılmaz ilgi, bazen köy muhtarını telaşa sokuyor. Çünkü o kadar yoğun bir ziyaretçi trafiği var ki, köy toz duman altında kalıyor.








Tek Türkiye, en zor koşullarda çekilen bir Türk dizisi diyebiliriz. Mağaralarda çekilen, bütçesi dar, yüreği geniş insanlarla oluşan mükemmel bir yapım; Tek Türkiye!....








Durum böyle olunca figüranlarından, başrole inanılmaz bir ilgi görüyor oyuncular. İstanbul’dan Konya’ya sete daha yeni gelmiş yorgun güzel, Dila’dan, dağları evi bilmiş Şivan’a mükemmel bir performans var sette. Yeni bölümün sahne çekiminde, Tarık, Botan ve Doktor Yıldız bir derenin kenarında. Ve Tuğçe Doras, çekim esnasında nerdeyse dereye düşecekken Botan yani Kadim Yaşar kurtarıyor Tuğçe Doras’ı. Çünkü zemin o kadar çamurlu, o kadar kaygan ki. Ayakta durmakta zorlanılan yerde oyuncular mükemmel bir başarı sergiliyorlar. Hem bu zorluklarla hem de seyircileriyle ayrı ayrı ilgileniyorlar.








Hele Özlem Akınözü, Özgül Sağdıç ve Sabri Özmener bir başka. Seyirci, başımızın tacıdır diyerek, gelen ziyaretçilere özel bir ilgi gösteriyorlar. Hepsi ile teker teker fotoğraf çektiriyorlar. En az set kadar yorucu olsa da bu iş, “ Sevgiler karşılıklı, onlar bizi seviyor ki fotoğraf çekmek istiyor, onları kırmak elde mi” diye düşünen tüm oyuncular tarafından özenle gerçekleştiriliyor.








Sette bir diyalog gözden kaçmıyor, Ankara’dan gelmiş bir beyle fotoğraf çektiren Özlem Hanım daha sonra Sabri Özmener ’e “ Bak manevi oğlum gelmiş” diyor. Sabri Bey’de “ Ya senin ne kadar da çok oğlun var” diyor. Anlayacağınız oyuncu ve seyirci bütünlüğü tam bir aile sıcaklığında..








Bu zor koşullarda bu büyük başarının sırrı da bu herhalde.. Cumartesi- Pazar günleri Tatköy, tam bir ana baba gününe benziyor. Resmen bir insan seli oluşuyor. Hatta oyuncular kendi aralarında Pazar’ı artık “Kanlı Pazar” olarak değerlendiriyorlar. İzdihamdan dolayı yaşanan zorluk sebebiyle. Herkesin elinde fotoğraf makinesi “– Şivan nerde, - Tarık nerde” sesleri arasında kendinizi kaybediyorsunuz.








Osmaniye’den gelen iki otobüs, Ankara’dan gelen, Mardin’den gelen, İstanbul’dan gelen yüzlerce seyirci, seti, sanatçıları, mağaraları, dinlenme yerlerini görmek için yarış yapıyorlar. Minibüsler, servisler, özel arabalar set alanı ziyaretçilerin vasıtaları ile dolup taşmış bir vaziyette. Sabri Özmener, “ Diğer kanallarda birçok projede yer aldım, ama seyirciden bu kadar ilgi sadece Samanyolu’nda gördüm” diyor.








Set, Türkiye’nin hemen her yerinden ziyaretçi alıyor. Ve bu ilgi gün geçtikçe artıyor. Sadece setleri ziyaret etmekle, Perşembe akşamlarını ona ayırmakla kalmayan hayranlar internet aleminde de onlara özel fan siteleri açmış.Bu siteler bu siteye üyeler bu dizinin ne kadar benimsendiğinin reyting kaygısı taşımaması gerektiğinin göstergelerinden sadece biri. Seyirciler kendilerini dizi ile o kadar birleştirmiş ki, seyircilerden biri Özgül Sağdıç’ın fotoğrafını istiyor, bir tane veriyoruz “ a ama bu yeni çekilmemiş yeni çekip bize iletin” diyor. Yeni çekilmediğini nerden anladınız diye sorunca oda “ Berfin, bu kostümü ilk sezonda giyiyordu, oradan anladım” diyor.








Bizde diyecek söz bulamıyoruz. Bu sevgi seline sadece “ 41 kere Maşallah” diyoruz.








Tek Türkiye’de bu hafta;








Tek Türkiye heyecan dolu yeni bölümüyle ekrana geliyor. Tarık, annesini Zeynel’in elinden kurtarmaya çalışıyor. Fakat çabaları sonuçsuz kalıyor. Bu arada köylü hastalıktan kırılıyor ve onlar için gelen ilaçları örgüt çalıyor. Örgütün amacı Tarık’ı köyde yapayalnız bırakmak. Tarık’a alternatif olarak doktor Selma’nın ekibini kuruyor ve köylülere sözde yardım ediyorlar. Fakat Selma Tarık’a ihtiyaç duyuyor. Tarık bu durum karşılığında şartlarını öne sürüyor. Fakat farkında olmadan hain bir oyunun içine çekiliyor. Bu arada büyük bir plan devreye gidiyor ve Çetin Tarık’ı örgüte yardım ve yataklıktan dolayı tutuklamak için yola çıkıyor.

TEK TÜRKİYE NİN ŞİVAN İLE DİLASI ÖĞRENCİLERLE:)







Şivan ile Dila öğrencilerle



Samanyolu'nun sevilen dizisi 'Tek Türkiye'nin oyuncuları Süleyman Karadağ (Şivan) ile Müjgan Gönül (Dila) çarşamba günü Özel Burç Safiye Sultan Koleji öğrencileriyle bir araya geldi...

Okulun konferans salonundaki buluşmada öğrencilerin sevgi gösterileriyle karşılaşan Gönül ve Karadağ, dizinin gelecek bölümleriyle ilgili ipuçları verdi
Şivan'ın nereli olduğunun dizinin sonunda belli olacağını söyleyen Karadağ, bir öğrencinin 'teröristler sadece Kürtlerden çıkmaz' sözüne katıldığını söyleyerek, aynı öğrenciyle bir süre Kürtçe sohbet etti.

'Dizide yaşadığınız sahneler sizi etkiliyor mu?' sorusuna ise Gönül, "Bazı sahnelerden çok etkileniyor hatta ağlıyorum. Ancak daha çok teknik olaylarla ilgileniyorum." dedi

TEK TÜRKİYE 60.BÖLÜM

TEK TÜRKİYE 60.BÖLÜM
Büyük Plan Devreye Giriyor!

Tarık, annesini Zeynel’in elinden kurtarmaya çalışıyor. Fakat çabaları sonuçsuz kalıyor...Bu arada köylü hastalıktan kırılıyor ve onlar için gelen ilaçları örgüt çalıyor. Örgütün amacı Tarık’ı köyde yapayalnız bırakmak. Tarık’a alternatif olarak doktor Selma’nın ekibini kuruyor ve köylülere sözde yardım ediyorlar. Fakat Selma Tarık’a ihtiyaç duyuyor...Tarık bu durum karşılığında şartlarını öne sürüyor. Fakat farkında olmadan hain bir oyunun içine çekiliyor...Bu arada büyük bir plan devreye gidiyor ve Çetin Tarık’ı örgüte yardım ve yataklıktan dolayı tutuklamak için yola çıkıyor.

6 Mart 2009 Cuma

TEK TÜRKİYE-BOTAN KOMUTAN(KADİM YAŞAR) ROPÖRTAJI


Yeşeren Düşler’de dağlara çıkarak gözlerden kaybolan Abti’nin dönüşü, Tek Türkiye’de yine dağlara oldu!.....


1976 Muş doğumlu olan Kadim Yaşar, şu aralar çok yoğun bir tempo ile çalışıyor. Bir yandan Tek Türkiye’nin çekimleri için Konya’ya giden, dublajları için İstanbul’a gelen Kadim Yaşar, Konya ve İstanbul arasında mekik dokuyor.


Birçok sinema ve dizilerde gördüğümüz ünlü oyuncu, “Neden tiyatroyu tercih ettiniz?” sorusuna, sanata ve özellikle tiyatroya olan aşkını, ilkokul öğretmenine borçlu olduğunu belirterek cevap veriyor.


Sorularımıza cevaplar vermeye devam ediyor Kadim Yaşar.

“ Çok ince ve kibar bir sesiniz var. Oysa Hem Abti karakterinde, hem Botan karakterinde dehşet kalın ve kaba bir ses duyuyoruz. Seslendirmede size ait olduğuna göre zorlanmıyor musunuz?''

Botan karakterinde zorlanmıyorum. Net bir ses. Ama Abti karakterinin sesi, oldukça inişli çıkışlı bir ses. Abti’de zorlanmıştım, sonuçta tiyatrocuyum. Bunların eğitimini aldığımız için üstesinden geliyorum. Kendi sesimi merak eden arkadaşlara goole’den Sessiz duruş Kadim Yaşar yazıp videomu dinlemelerini öneririm. Orada Atatürk’ün sözlerini seslendiriyorum. Altı yıllık bir dublaj tecrübem var.


''Dizideki Botan’ı soruyoruz Kadim Yaşar’a, Botan nasıl biri? Şivan ile paylaşamadığı ne?''

Botan, yürüttüğü davanın bilincinde olan ama aslında onu dağlara bağlayan en büyük etkeninde Doktor Selma olduğu bir komutan. O karşılıksız bir şekilde ama duygusallıktan uzakta seviyor Selma’yı. Onun Şivan ile bir alıp veremediği yok. Ama Botan hep şunun peşinde, Şivan Kürtçede çoban demek, bir çoban nasıl olurda örgütte bu kadar büyük ve önemli bir göreve getirilir. Nasıl bu kadar çevresi ve yetkisi olur. Ona takılmış biraz. Yoksa öyle büyük bir sıkıntısı yok. Botan’ın tek derdi Selma.


''Çekimleri soruyoruz Yaşar’a. Çatışma sahnelerinde yaralan oyuncuları duyuyoruz peki bu soğukta hastalanan oyuncular oluyor mu?''

Elbette. Elbette oluyor. Çok zor koşullarda çekim yapıyoruz. Çok soğuk. Ve hastalanan oyuncu arkadaşlarda oluyor. Herkesin kendi çapında hastalıktan korunma yöntemi var ben bol bol limon yiyorum. Şimdiye kadar hiç hasta olmadım çekimde.

Biraz geçmişe gidiyoruz Kadim Yaşar ile. Eski büyük oyunculardan bahsediyoruz ve Kadim Yaşar, şunları söylüyor;Erol Taş, Şener Şen, İlyas Salman, Halit Akçatepe bunlar bir daha benzerini göremeyeceğimiz büyük oyuncular. Yeşilçam’ın o zor koşullarında, büyük bir samimiyet, mükemmel bir başarı ile isimlerini Türk Sinema Tarihine yazdırmışlar. Ve bir daha asla böyle büyük oyuncular yetiştiremeyeceğiz.



''Peki neden? Sinema dünyasında teknolojik şartlar gün geçtikçe ilerliyor?''


Evet, ekonomik ve teknolojik olarak dediğiniz doğru olabilir ama sinema sektöründe büyük bir dejenere söz konusu. Samimiyet yok, rolü yapmış olmak için yapmaya başladık. Şartlar ilerledikçe, biz geriledik. O şahane oyuncular o zor koşullarda, işlerine bağlılık ve samimiyetle bu kadar büyük oldular. Yapmış olmak için yapmadılar işlerini. Bu konuda tek suçlu oyuncu demek çok yanlış olur. Magazini de suçlayamazsın. Çünkü o zamanlarda da magazin vardı. Ama seviye vardı. Şimdi sokak kültürümüzden, ailemize, her şeyimiz dejenere olma noktasında. Bu yüzden o samimiyeti ve güzelliği bir daha yakalayamayız diye düşünüyorum.


''Dizi Sektörü ile Sinemayı karşılaştırır mısınız?''


Tabiî ki arasında dağlar kadar fark var. Ama bunu daha belirgin noktalardan ele alacak olursak, televizyon, her eve girmesi mecburi bir hal almış bir iletişim aracı. Televizyonda ne varsa onu seyretmek zorundasın. Televizyondakiler yayın akışını ayarlamış koymuş, sende izleyeceksin. Belki sırf can sıkıntısından, sadece vakit geçirmek için. Ama sinema öyle değil. Sinema, sırf gerçekten bir şeyler seyretmek istediğin zaman, tamamen senin tercih ettiğin bir olay. Farkında olmadan ruh dünyanı, sosyal kimliğini de belli ediyorsun seçtiğin sinema türünde. Yani sinema, senin kimliğin bile olabiliyor. Bu yüzden karşılaştırılamayacak kadar başka buluyorum sinemayı.



''Magazine biraz değinelim.''


Şimdiler de izleyici kültürü de, oyuncu kültürü de değişti. Ben eskiden bir Şener Şen seyrederken, gidip de acaba şimdi kiminle, ne yapıyor, nerde, ne yiyor gibi soruları hiç merak etmezdim. Bizim zamanımızda çoğunlukta öyleydi. Ama TV her eve mecburi giriş yapınca, her akşam yemeğinde en az haftada bir aynı yüzleri ekranda göre göre senin özeline, evine kadar geldi oyuncular. İster istemez de her hafta sofrana konuk ettiğin oyuncuyu da merak eder oldun. Çünkü o senin evine girmiş. Senin ailenden biri gibi. Sokakta seyirciler seni görünce “ O, Botan “ diyor, ya da başka dizilerden “ Aa .. Polat “ bu diyor. O kadar gerçekçi buluyorlar o karakterleri çünkü dediğim gibi izleyicinin evine kadar giriyorsun.


Onlarda seni merak ediyorlar. Ben seviyeden yanayım. Merakında bir seviyesi olmalı. Sanatçının bir yanı gizemli kalmalı. Özel hayatına girince belki hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Adı üstünde özel zaten, özeli oyuncuda kalmalı. Bu özel ekranlara taşındıkça, sanat kavramı tartışılmaya başlıyor. Bu da etik bir şey değil.


Kasım’da Pres adlı filmi gösterime girecek olan Kadim Yaşar, 04 Temmuz 2009’da dünya evine girecek. Şimdiden kendisini tebrik edip, başarılarının devamını diliyoruz.

5 Mart 2009 Perşembe

7.TÜRKÇE OLİMPİYATI (2009-MAKALE)


Sahnede çok güzel genç bir kız; Adı Juliana ...

Şarkısını söylemeden önce şöyle diyor:"Sizlere El Paso'dan kucak dolusu sevgiler getirdim..."

El Paso nere, Türkiye nere...

Meksika sınırındaki El Paso'lu Juliana Cuartes bu sözleri Houston'da Türkçe söylüyor. Sonra da "Kızım Diyor" u söylemeye başlıyor hüzünlü ve buğulu sesiyle: "Ben ne zaman bir of çeksem hatırıma annem geliyor..."Onu San Antoniolu, Dallaslı, Houstonlu diğer çocuklar izliyor.

Kimi Necip Fazıl'dan, Ömer Lütfü Mete'den şiir okuyor, kimi Gesi Bağları'nı söylüyor, kimileri de Silifke'nin kaşıklı halk oyunlarını oynuyor.Fethullah Gülen Hareketi'nin içinde yer alan Cosmos Vakfı tarafından Teksas Eyaleti'nin Houston kentinde düzenlenen "Türkçe Olimpiyatı"ndayız.Türkiye'ye dünyanın dört bir yanından konuk gelen farklı renklerden, farklı din ve dillerden çocukların Türkçe konuşmalarına az çok aşinayız.Ama aynı şeyi Türkiye'nin 10 bin kilometre uzağında, ABD'nin Houston şehrinde izlemek gerçekten ilginç ve bir o kadar da etkileyici.Burada sadece sahneye çıkan o çocuklar yok. Onları izlemeye gelen aileleri de var.Etkinlik boyunca coşku ve sempatiyle Türkçe şiir okuyan, şarkı söyleyen, çocukları izleyip alkışladılar.Siyah, beyaz, Hispanik, Asyalı tüm Amerikalılar oradaydı.Ve hepsinin kafasında yeni bir Türkiye imajı doğuyordu.Bunu en iyi biçimde seçimle gelen bölge vali yardımcısı Judge Ed Emmett ifade etti:"Yıllar önce bir garsondan Türkiye adını duymuştum. Ama şimdi çok daha fazla insan tanıyor ve Türkiye'yi biliyorum. Bu etkinliklerle Amerika çok kültürlü bir yapıya kavuşuyor."

Türkiye'yi duyunca şaşırmıyorlar15-20 yıl önce böyle bir olasılıktan söz edilse kimse inanmazdı.O dönemlerde onlar bizi hiç tanımıyor, biz ise daha çok Hollywood'un kovboy filmlerinden, Türkiye'yi kasıp kavuran Ceyar'lı Dallas dizisinden, Bush'un memleketi olmasından ya da rahmetli Turgut Özal'ın kalp ameliyatından Houston'u biliyorduk, biraz da Teksas'tan haberdardık.Peki ya şimdi?Şimdi Houston'da, Dallas veya El Paso'da Türkiye dediğinizde en azından kent merkezlerinde artık kimse dönüp yüzünüze şaşkın şaşkın bakmıyor.Hatta alışveriş merkezlerine sorsanız çok rahat biçimde birkaç Türkiyeliyi bulma şansınız bile var.Ama daha önemlisi Fethullah Gülen Hareketi içinde yer alan vakıfların Teksas'ın dört büyük şehrinde kurdukları okullar gerçeği...


Gönüllü Türkiye reklamıO okullarda yaklaşık 8 bin öğrenci eğitim görüyor.Onlarca Türk öğretmen bu okullarda görev yapıyor. Ve her biri birer gönüllü reklamcı gibi Türkiye'yi dünyaya tanıtıyor.Bu durumda dünyanın bir ucu Teksas'ta okullar açmanın ne anlama geldiği açık değil mi?Daha önce de bu okulları ziyaret eden biri olarak her defasında hep aynı sorunun cevabını aradım:"Acaba Türkiye'de bu okullarda nasıl bir eğitim verildiğini ve Türkiye'ye hizmet edildiğini görecek bir devlet aklı yok mu?

7.TÜRKÇE OLİMPİYATINA KATILAN YAZARLAR ANLATIYOR TIKLA