Tek Türkiye Dizisi

berfin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
berfin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2009 Perşembe

Tek Türkiyenin Tarığı, Doktorluğu Bırakıyor

Senaryosunu Ali Kara'nın yazdığı 'Tek Türkiye' yeni sezona iddialı hazırlanıyor.

Çekimleri Konya'da devam eden dizi köyden şehre inerken, Doktor Tarık (Ozan Çobanoğlu) ise doktorluk yapmayacak. Bazı oyuncular yeni sezonda dizi ile yollarını ayırırken Dila karakteri ile ilgili sürpriz ise çok konuşulacak.

15 Ekim'de yeni bölümleriyle ekrana gelecek olan dizi tekrar bölümüyle bu akşam 22.45'te yayınlanıyor.

Tarık, kendisini alıkoyan esrarengiz adamların elinden kurtulmayı başarır. Hatice ise hâlâ çocuğunun peşindedir. Fakat çocuğu beklenmedik bir şekilde köye getirilir. Zozan, Hatice'den çocuğuna karşılık kasetleri istemektedir. Bu arada Şivan'ın başı derttedir.

7 Mayıs 2009 Perşembe

Tek Türkiye Oyuncuları İzmir'de Anneler Günü Kutlamasında




6 mayıs ta Kimse yok Mu derneği Buca Hancı'da,öğrenciler ve yardıma muhtaç aileler için,anneler gününü vesile kılarak bir kermes düzenledi.Bu kermesin yanında da değerli dernek gönüllüleri güzel bir program hazırlamışlardı İzmir halkı için.Programda da sürpriz konuklar vardı?Kimdi dersiniz?İşte buyrun...




Değerli oyuncular sahneye alınır alınmaz,herkes fotoğraf çekilmek için sahneye atladı.Görevliler tabiki kalabalığı önlemeye çalıştı.İnsanlar rahatlatıldı.Sonra resim çekilmeleri için izin verileceği haberi verildikten sonra,program akışı devam etti.Özlem ablamız "Ben şu ana kadar hiç böyle kalabalığın önüne çıkmamıştım" dedi.Ardından bir müjde verdi:"Önümüzdeki haftadan itibaren çok yoğun tempoda çalışacağız.Yurt dışından da bizi ağırlamak isteyenler oluyor." dedi.Özgül ablamıza da ilgi çok büyüktü.Bir yaşlı teyze sahneye atıldı ve "Size sevgimden kocamdan başanacaktım" dedi."Ne oldu hayrola" diye teyzeye sordular."1 ay önce rahmetli olan eşim 'ben kurtlar vadisini izleyeceğim' deyip kanalı çeviriyordu.Bense tek türkiye'yi izlemek için kanalı değiştiriyordum" deyince salonda kahkaha tufanı koptu.Bu kermesin öğrenciler ve yardıma muhtaç aileler için olduğunu öğrenen özgül ve özlem ablalarımız,dizide giydikleri elbiseleri getirerek açık arttırmayla sattılar.Özlem ve özgül ablalarımız bu kermesin gönüllülüğünden duygulanıp çorbada tuzları olsun istemişler.

30 Nisan 2009 Perşembe

Tek Türkiye'nin Berfini Özgül Sağdıç İle....

TEK TÜRKİYE'NİN SEVİLEN KARAKTERİ İLE SOHBET TADINDA RÖPORTAJ


Tek Türkiye'de Berfin'i canlandıran Özgül Sağdıç dizi sektöründe “Az para çok iş zihniyeti değişmeli” diyor


Samanyolu Televizyonu'nda yayınlanan Tek Türkiye'nin Berfin'i Özgül Sağdıç, çocukluğundan bu yana oyunculuktan başka bir mesleği asla düşünmediğini ve şu an bu işi yapabildiği için çok mutlu olduğunu belirtiyor. Bir özel tiyatroda ilk sahneye çıktığında 12 yaşında olduğunu söyleyen Sağdıç o günleri şöyle anlatıyor; “Fazla televizyon izleyen bir çocuk olmadım fakat neler olduğunu şimdi hatırlamadığım tiyatro oyunları yayınlanırdı televizyonda o zamanlar. Onları izledikçe oyuncu olmak istediğimi anladım ve liseyi bitirince konservatuara girdim” İlk defa konservatuar öğrencisiyken setlerle tanışan oyuncu, konservatuar sürecini de, “Bir oyuncu adayının kendini sınadığı, sınırlarını görmeye çalıştığı bir dönem” olarak tanımlıyor. Bugüne gelindiğinde Tek Türkiye ekibinde rol alan Sağdıç, Türk dizi sektörünün henüz dünya standartlarının gerisinde olduğunu belirtiyor. Örneğin ABD'de olanakların sonuna kadar kullanılıp iyi işler çıkartıldığını dile getiren oyuncu; “Örneğin çok iyi yazım ekipleri var. Bizde biraz ne yazık ki az parayla ne kadar çok iş yaparım mantığı hakim. Elbette başarılı projeler de yok değil onları da zaten hepimiz hala hatırlıyoruz” diyor.
Tek Türkiye’nin Tatlı kızı, bazen yaramazlık yaptı, bazen aşırı şirindi. Bazen ağladı, bazen güldü. Onu ayıran bir özelliği vardı...
Bir çoğu üzgünlüğünü ifade etmek için ağlamak zorundaydı, bir çoğu mutluluğu dile getirmek için gülmeliydi. Ama o sadece gözleriyle yaşadığı duyguyu ekrana taşıyabildi! Berfin, üzgünken ağlamasa bile, onun o bakışları her şeyi anlatıyordu. Berfin sevinçliyken, tebessümüne bile gerek yok, güzel gözleri her şeyi ortaya koyuyordu.
Şimdi Tek Türkiye’nin sempatik güzeli Berfin rolüyle tanıdığımız Özgül Sağdıç hakkında bilinmeyenlere iniyor, onunla Tek Türkiye’nin her yönünü konuşuyoruz
---Özgül Sağdıç kaç yılında ilk kez ekranlara çıktı ve sizi oyunculuğa heveslendiren ne oldu?
***Aslında oyuncu olmaya karar verdiğim zaman neden oyuncu olmak istediğimi hatırlayamayacağım kadar eski. Oyuncu olma fikri oluşmaya başladığında henüz ortaokuldaydım. Hiç çok fazla televizyon izleyen bir çocuk olmadım fakat neler olduğunu şimdi hatırlamadığım tiyatro oyunları yayınlanırdı televizyonda o zamanlar; onları izledikçe oyuncu olmak istediğimi anladım ve bir özel tiyatroda ilk sahneye çıktığımda 12 yaşındaydım. Nedense hiç başka bir şey olmayı düşlemedim ve liseyi bitirince konservatuara girdim. İlk televizyon işimi yaptığımda henüz konservatuarda öğrenciydim. TRT yapımı olan 13 bölümlük bir diziydi yıl 2003.
---Oyunculuk eğitimi alırken mimiklerden, duruşa birçok konuda ders alınır, sizin bakışlarınızı bu kadar güzel kullanmanızda, eğitim hayatınızda aldığınız bir dersin etkisi mi var, yoksa tamamen doğuştan gelen bir kabiliyet mi?
***Konservatuar süreci aslında oyuncu adayının kendini sınadığı, sınırlarını görmeye çalıştığı bir süreçtir. Şüphesiz bütün derslerin oyuncunun gelişimine katkısı büyüktür. Ancak gözleri ifadeli kılan samimiyettir bana göre. Benim, yaptığım bütün işlerde ve aslında hayatımda en üstte tuttuğum değer samimiyettir.
---Sette birbirinden eğlenceli ya da bazen sinir bozucu olaylar olabiliyor. Size yıllar sonra Tek Türkiye seti dendiği zaman, şöyle eskilere gidip hatırlayacağınız anı ne olurdu?
***Yıllar sonra biri bana tek Türkiye seti dediğinde bu zamanları gülümseyerek hatırlayacağımı söyleyebilirim. O kadar çok anı var ki... Örneğin gece gündüz çalıştığımız o yoğun zamanlarda bir kış günü -ben o zamanlar dağdayım- ve hava eksi 30 derece. Çekime sabah erken saatlerde başlamışız ve yine sabaha çok az kalmış olmasına rağmen set hala bitmemiş. Hepimiz oldukça gerginiz. Nasıl ısınacağız elbette çay içerek. O derece soğuk havada hiç üstüne çay dökülen birini gördünüz mü bilmem. Ben ilk o zaman görmüştüm. Nevi şahsına münhasır biri olan set çaycımız Mehmet Emin çayın döküldüğü ilk saniyeler mutlu olmuş olsa da ısındığı için, ilerleyen saniyelerde üzerindeki kıyafet taşa dönmüştü. Dikkat ettiyseniz saniyeler diyorum ben de o zaman öğrendim. Meğer donma işlemi o derecelerde bu kadar hızlı oluyormuş. Aslında korkunç bir anıymış gibi geliyor kulağa ancak şu an o zamanları gülümseyerek hatırlıyoruz hepimiz. Hep birbirimizi çok seven bir ekip olduğumuzu söylüyoruz. Bizler birbirimizi aslında biraz da bu yüzden çok seviyoruz çünkü nice sıkıntıyı hep birlikte yaşadık. Çok şey paylaştık bu da bizi birbirimize daha çok yaklaştırdı
---Genelde herkese işte oynadığınız rol içinize sindi mi diye bir soru gelir, ben size mesleğiniz içinize sindi mi diye sormak istiyorum. Mesela “ Ya Özgül bir doktor olmalıydı, ya da polis” bu gibi kendi kendinize söylendiğiniz hiç oldu mu? Oyuncu olmasanız ne olmak isterdiniz?
***Aslında bu ülkede oyuncu olmak gerçekten zor. Yaptığınız her işte hep bir şeyler eksik kalıyor. Başka bir sistematiği var (!) bu işin bu ülkede. Bazen iyi bir oyuncu olmanın çok da bir karşılığı olmayabiliyor. Fakat daha önce de dedim ya hiç başka bir iş yapmayı düşünmedim. Şimdi bu soruyu kendime sorduğumda bir cevap bulamıyorum açıkçası. Elbette yapmak istediğim başka şeyler de var ancak, onlar da tıpkı oyunculuk gibi bir ömür isteyen işler. Bu yüzden şimdilik yolumda yürümeyi seçiyorum. Yalnız şunu söyleyebilirim ki hayalini kurduğum hayatı yaşamaya başladığımda kilden heykeller yapmak istiyorum evimin bir köşesinde.
---Bir de geçenlerde dizimizin Doktor Tarık’ı Ozan Çobanoğlu ile yaptığımız röportajda, kendisine sanat ile siyaseti ayırabilir miyiz diye sorduğumuzda “sanat insan olduğu için vardır. Ve insan oldukça sanatta siyasette hep olacaktır.”diye güzel bir cevap aldık. Dizileri de sanat kavramının içine katabilir miyiz? Ve her sanat eserinin bir vereceği mesaj mutlaka varsa “ Tek Türkiye” nin birlikten öte vermek istediği başka bir mesaj var mı?
***Diziler bizde çabuk üretilen ve çabuk tüketilen, tüketildikten sonra da bir o kadar çabuk unutulan tüketim ürünleri haline geldi maalesef. Dolayısıyla tüketim ürünü haline gelen bir şeyi sanat eseri olarak görmek bence yanlış olur. Her sanat eseri bir mesaj vermelidir diye düşünmüyorum doğrusu. Sanat eserleri kimi zaman bir fikri ortaya koyarken kimi zaman da sadece haz uyandırabilir. Elbette bunu bütün sanat dalları için söylüyorum. Fakat öyle ya da böyle her sanat eserinin mutlaka söylediği bir şey vardır diyebiliriz. Bir eserden alınacak mesaj o eserin alıcısıyla doğru orantılıdır bana göre. Tam bu noktada’ Tek Türkiye’ye gelirsek bu işi izleyen ve beğenen insanlar alınacak mesajları zaten alıyorlar diye düşünüyorum; dedikten sonra bu didaktik konuşmayı burada bitiriyorum.
---Siz bu dizinin yapımcısı olsaydınız, Tek Türkiye’ye nasıl bir sezon finalini nasıl düşünürdünüz?
***Ben de herkes gibi terörün son bulduğu, çaresizliklerin çözüldüğü, insanların birbirini töre adına öldürmediği, çocukların okuyabildiği… Kısaca insanların yaşama haklarının ellerinden alınmadığı bir yer hayal ediyorum. Tek Türkiye’de de böyle bir final düşünmek istiyorum.
---Tek Türkiye, Sağırsu’ dan şehre çıkacak mı? Peki, Berfin’ de şehre yerleşecek mi?
***Maalesef bu sorunuzun cevabını inanın ben de bilmiyorum.
---Sete yaz geldi mi, şimdi orada havalar nasıl, çekimler kolaylaştı mı biraz? Dağ ve doğal hava iştah açar derler sette de böyle bir durum var mı? Yemeklerle aranız nasıl?
***Yok sete henüz tam anlamıyla yaz gelemedi. Hala paltolarımızı kullanıyoruz ama bir ya da iki bölüme artık paltolarımızı çıkartırız herhalde. Artık bu şartlara o kadar alıştık ki iştah açılması gibi bir durum söz konusu değil açıkçası. Metabolizmamız bu koşullara atık uyum sağlıyor. Yemeklerle aram hep normal düzeyde oldu. Ne çok yerim ne de az. Ama karnım açken çalışmakta çok zorlandığımı söyleyebilirim
---Size özel bir fan sitesi mevcut. Yoğun bir ilgi, hep olumlu düşüncelerle dolu mesajlar.. Bu siteden hayranlarınızla iletişime geçip onların size özel yazılarını okumak size ekstra güç veriyor mu ve onlara onların sizin meslek hayatınızdaki önemini nasıl ifade etmek isterdiniz? Bir oyuncu için fanlarının önemi nedir?
***Buradan sizin aracılığınızla hepsine çok teşekkür ediyorum. Yaptığınız işin karşılığını buluyor olması çok önemli. Özellikle de o işin devamı için. Bir oyuncunun emeğinin karşılığını böyle alabiliyor olması çok mutluluk verici bir şey. Ben de bu mutluluğu yaşıyorum doğrusu
---Bu arada dizide anne olacağınızı öğrendiniz. Rol icabı da olsa anne olmak nasıl bir his?
***Berfin’ in hamile olduğunu Yılmaz’a çekinerek söylediği bir sahne vardı. O sahnede oldukça heyecanlandım.
---Turneler, çekimler, tiyatrolar derken gerçekten birçok şeye vakit ayıramayacağınız bir hayatınız var. Yinede evlilik ve aile kurmak hakkında ne düşünüyorsunuz?
***Özel hayatla iş yaşamını birbirinden ayrı tutmak gerektiğini düşünüyorum. Kişi eğer bir aile kuruyorsa ne olursa olsun o ailenin ihtiyacı olan zamanı o aileye vermek zorundadır bana göre.
---Ve son olarak Türk dizi ve sinemalarının, Hollywood eserlerinin başarısına ulaşması için ilk yapılması gereken nedir? Ve sizin her hangi bir Oscar ödülü almasa da, sizce Oscar’a layık bir Türk Sineması var mı? Sinema ve dizi sektörümüz umut vaat ediyor mu?
***Ben Türk sinemasının Hollywood yapımı işlerle karşılaştırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü çok farklı yerlerde duruyorlar aslında. Ancak Hollywood filmlerinin teknik açıdan oldukça başarılı olan filmlerinin başarısına ulaşmak için elbette teknik açıdan gelişmiş olmak gerek. Fakat buna da çok takılmamak gerektiğini düşünüyorum. Belki, atıyorum ‘Yüzüklerin Efendisi’ gibi bir film yapamayabiliriz. Ama yapmayalım da zaten, biz başka şeyler yapalım. Örneğin ‘Muhsin Bey’ gibi ‘Gölge Oyunu’ gibi ‘Eşkıya’ gibi filmler yapalım. Ben Türk sinemasının çok da hazin bir yerde durduğunu düşünmüyorum. Dizi sektörüne gelince maalesef aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Dizi konusunda evet çok başarılılar. Olanaklarını sonuna kadar kullanıp iyi işler çıkartıyorlar. Sağlam yazım ekipleri var. Bizde biraz ne yazık ki az parayla ne kadar çok iş yaparım mantığı hakim. Hal böyle olunca da yapılan ve unutulan işler oluyorlar. Elbette başarılı projeler de yok değil onları da zaten hepimiz hala hatırlıyoruz.
Ailenin her şeyden daha değerli olduğuna ve ailesinin ona inancıyla daha da başarılı bir hayat yakalayacağına inanan güzel oyuncu Özgül Sağdıç’a başarılar diliyoruz.....:)

26 Mart 2009 Perşembe

Tek Türkiye Ekibi Down Sendromlu Çocuklarla Buluştu


Down sendromlu çocuklardan teşekkür


Gökcem İletişim, Rehabilitasyon Özel Eğitim Merkezi tarafından düzenlenen geceye katılarak miniklerin gönüllerini alan ‘Tek Türkiye’ dizisinin ekibine Down Sendromlu çocuklardan teşekkür geldi. 24 Mart 2009 / 13:59Reklam21 Mart Dünya Down Sendromlular Günü nedeni ile Gökcem İletişim, Rehabilitasyon Özel Eğitim Merkezi tarafından düzenlenen geceye katılarak miniklerin gönüllerini alan ‘Tek Türkiye’ dizisinin ekibine Down Sendromlu çocuklardan teşekkür geldi. Geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen geceye katılan Tek Türkiye’nin dizi oyuncuları miniklerin programlarını izleyerek onların mutluluğunu paylaşmıştı. Dev Çelik Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Devecioğlu eşi Yasemin oğlu Gökhan ve Kurum Müdürü Aziz Yıldırım ile birlikte Tek Türkiye dizisinin sevilen sanatçılarına gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür etmek için çekimlerin yapıldığı Tatköy’e geldi. Buruda çekim yapan ekibe başarılar dileyen Devecioğlu ailesi daha sonra Bera Otel’e gelerek dizinin sevilen oyuncuları Meltem Özlem Akınözü, Fatih Yurdakul, Sabri Özmener, Serhat Yeşil, Özgül Sağdıç ve Kadim Yaşar ile bir araya geldi. Devecioğlu ailesi, Tek Türkiye ekibine kendilerine gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür ederken, “Sizlerin desteği ve yavrularımıza gösterdiğiniz sevgi onları çok mutlu etti. Bizlerde yavrularımız adına sizlere teşekkür ederek üzerimize düşen bir görevi yerine getirmek istedik. Bu vesile ile sizlerin aracılığı ile dizide görev alan tüm ekibinize Gökçem ailesi olarak şükranlarımızı sunuyorum” dedi.


Tek Türkiye dizisinin sevilen oyuncularından Meltem Özlem Akınözü, Down Sendromlu çocukların ve Devecioğlu ailesinin kendilerini ziyaret etmelerinden duyduğu memnuniyeti dile getirirken çok duygulandığını söyledi. Akınözü, “Bizler sadece üzerimize düşen görevi yerine getirdik. Bu kardeşlerimizin gecesine katılmak bizler için çok güzel bir duygu idi. Gönül isterdi ki tüm ekibimiz ile salonda olalım. Ancak gerek çekimlerimizin devam etmesi gerek işlerimizin yoğunluğu buna mani oldu. Ancak gönlümüz her zaman sizinle olacak. Eğitim Merkezinde bulunan yavrularımız ne zaman isterlerse onları çekimlerimize götürür ve misafir ederiz. Bizlere verdiğiniz sevgi gösterisinde dolayı ben tüm ekip arkadaşlarım adına size teşekkür ederim” diye konuştu. Konuşmaların ardından Gökhan Devecioğlu Özlem Akınözü’ne çiçek verirken Gökhan ve Uğur Devecioğlu ise sanatçıya plaket verdi.

18 Mart 2009 Çarşamba

GÜNEYDOĞU TEK TÜRKİYEDE KENDİNİ BULDU




Güneydoğu bu dizide kendini buldu Teröristler tarafından kaçırılan doktor ve öğretmen, elleri kelepçeli, bir o yana bir bu yana savrulmaktaydı. Bazen bir dipçik darbesi, bazen bir tekmeyle yıkılıyorlardı yere. Kendilerini kaçıranlar ise durmadan bağırıyordu: 'Buraya okul açamazsınız...'
Dağa çıkartacak insan bulamamaktan korkuyorlardı besbelli. Samanyolu'nun çok izlenen dizilerinden 'Tek Türkiye'den bir sahne, bu anlattıklarımız. Dizi, batıdaki rahatını bırakıp, 'Orası da bizim vatanımız' diye yolu, suyu, elektriği olmayan bir köye giden genç bir doktorun yaşadıklarını anlatıyor. Hikâye o kadar gerçek ki; izleyiciyi alıp götürüyor kırsala. Mekânlar, zorlu arazi şartları gerçeğe çok yakın. Gerçeğe çok yakın diyoruz; zira çekimlerinin Konya'da yapıldığını Konyalılar bile bilmiyormuş. Kime sorduysak, 'Yok canım Konya'da böyle yerler yoktur.' diyor. Oysa merkeze bağlı Sille ve Tatköy'deki ahırlar kahvehane; mağaralar da terör örgütüne karargâh olmuş. Sete giderken kendinizi adeta Güneydoğu'da hissediyorsunuz.
Gerçeğe uygun olan sadece mekân değil; oyuncular da rollerini o kadar benimsemişler ki yönetmen Gürsel Ateş'in 'stop!' sesi bile durduramıyor onları çoğu zaman. Bazılarını ilk defa görüyor televizyon izleyicisi. Yönetmen de, tanınmış isimlerle çalışmayı pek sevmiyor zaten. Sebebini, "Yeni yüzler gerçeklik duygusunu daha iyi veriyor. Tanınmış bir yüz, bizim doktor, bizim öğretmen olmuyor. Proje o ismin projesi oluyor. Kimse projenin önünde olmamalı." diyerek açıklıyor. Doktor Tarık'ı Ozan Çobanoğlu, Öğretmen Zeynep'i Ezgi Sertel, Hemşire Dila'yı Müjgan Gönül ve Muhtar'ı Sabri Özmener oynuyor. Terör kampında eğitilen küçük çocuklar ise yakın köylerden seçilmiş. Giyimleri kuşamları ve davranışlarıyla yılların oyuncuları sanki... Kıyafetler içinse sanat yönetmeni 15 gün bölgede kalarak giyim kuşam konusunda gözlem yapmış.
Dizinin yapımcısı Salih Asan, kanala gelen telefon ve maillere dikkat çekiyor. Doğudan arayan insanlar, yıllardır komedi unsuru olarak kullanıldıklarından yakınıyorlarmış. İzleyiciler, çekilen dizi ve filmlerin kendi gerçeklerini yansıtmadığını ve bu anlamda 'Tek Türkiye'nin en gerçekçi yapım olduğunu söylüyor, teşekkür ediyorlarmış. Zaten dizi, bölge insanının unutulmadığının bir göstergesi aslında. İstanbul'da başarılı bir cerrah olan Tarık, bir meslektaşının daveti üzerine yola çıkar ve kendisini Güneydoğu'nun türlü sıkıntılar içinde yaşayan bir köyünde bulur. İmkânsızlıklar içindeki köyde bambaşka hayatlarla tanışacak ve başına gelmedik olay kalmayacaktır. İnsanların karşı karşıya getirilerek ülkenin parçalanmaya çalışıldığını söyleyen Ozan Çobanoğlu, bölgeyi yakından tanıyor. Konya Devlet Tiyatrosu'nda görevli olan oyuncu, Kars doğumlu. Yıllardır Doğu'ya gitmemek için çeşitli yöntemler kullanan bazı doktorların varlığını hatırlatıyoruz; "Orası da bizim vatanımız. Biz gitmeyeceğiz de kim gidecek? Oradaki çocukların da eğitime ve tedaviye ihtiyacı var." diyor.
Reytingi sürekli yükseliyor'Tek Türkiye', konusu kadar aldığı reytinglerle de adından söz ettiriyor. Yayınlandığı perşembe günleri ilk ona giren dizinin 8 Kasım'daki bölümü, 'Tüm Gün'de 5,3 reytingle dokuzuncu sırada yer aldı. Reytinglerin sette okunması ayrı bir heyecan oluşturuyor. Yönetmen Gürsel Ateş, "Zirveye doğru yol alıyoruz." derken oyuncular Ezgi Sertel ile Ozan Çobanoğlu, "İzleniyor olmak sorumluluğumuzu artırıyor." diyor. http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=613545

12 Mart 2009 Perşembe

Tek Türkiye Setinde İzdiham!..











TEK TÜRKİYE’YE ARTAN SEVGİ SELİ, GÖZLERDEN KAÇMIYOR!...












Samanyolu Televizyonun en çok seyredilen dizisi olan Tek Türkiye, ekran karşısında takip edildiği kadar set ortamında da takip ediliyor. İnanılmaz ilgi, bazen köy muhtarını telaşa sokuyor. Çünkü o kadar yoğun bir ziyaretçi trafiği var ki, köy toz duman altında kalıyor.








Tek Türkiye, en zor koşullarda çekilen bir Türk dizisi diyebiliriz. Mağaralarda çekilen, bütçesi dar, yüreği geniş insanlarla oluşan mükemmel bir yapım; Tek Türkiye!....








Durum böyle olunca figüranlarından, başrole inanılmaz bir ilgi görüyor oyuncular. İstanbul’dan Konya’ya sete daha yeni gelmiş yorgun güzel, Dila’dan, dağları evi bilmiş Şivan’a mükemmel bir performans var sette. Yeni bölümün sahne çekiminde, Tarık, Botan ve Doktor Yıldız bir derenin kenarında. Ve Tuğçe Doras, çekim esnasında nerdeyse dereye düşecekken Botan yani Kadim Yaşar kurtarıyor Tuğçe Doras’ı. Çünkü zemin o kadar çamurlu, o kadar kaygan ki. Ayakta durmakta zorlanılan yerde oyuncular mükemmel bir başarı sergiliyorlar. Hem bu zorluklarla hem de seyircileriyle ayrı ayrı ilgileniyorlar.








Hele Özlem Akınözü, Özgül Sağdıç ve Sabri Özmener bir başka. Seyirci, başımızın tacıdır diyerek, gelen ziyaretçilere özel bir ilgi gösteriyorlar. Hepsi ile teker teker fotoğraf çektiriyorlar. En az set kadar yorucu olsa da bu iş, “ Sevgiler karşılıklı, onlar bizi seviyor ki fotoğraf çekmek istiyor, onları kırmak elde mi” diye düşünen tüm oyuncular tarafından özenle gerçekleştiriliyor.








Sette bir diyalog gözden kaçmıyor, Ankara’dan gelmiş bir beyle fotoğraf çektiren Özlem Hanım daha sonra Sabri Özmener ’e “ Bak manevi oğlum gelmiş” diyor. Sabri Bey’de “ Ya senin ne kadar da çok oğlun var” diyor. Anlayacağınız oyuncu ve seyirci bütünlüğü tam bir aile sıcaklığında..








Bu zor koşullarda bu büyük başarının sırrı da bu herhalde.. Cumartesi- Pazar günleri Tatköy, tam bir ana baba gününe benziyor. Resmen bir insan seli oluşuyor. Hatta oyuncular kendi aralarında Pazar’ı artık “Kanlı Pazar” olarak değerlendiriyorlar. İzdihamdan dolayı yaşanan zorluk sebebiyle. Herkesin elinde fotoğraf makinesi “– Şivan nerde, - Tarık nerde” sesleri arasında kendinizi kaybediyorsunuz.








Osmaniye’den gelen iki otobüs, Ankara’dan gelen, Mardin’den gelen, İstanbul’dan gelen yüzlerce seyirci, seti, sanatçıları, mağaraları, dinlenme yerlerini görmek için yarış yapıyorlar. Minibüsler, servisler, özel arabalar set alanı ziyaretçilerin vasıtaları ile dolup taşmış bir vaziyette. Sabri Özmener, “ Diğer kanallarda birçok projede yer aldım, ama seyirciden bu kadar ilgi sadece Samanyolu’nda gördüm” diyor.








Set, Türkiye’nin hemen her yerinden ziyaretçi alıyor. Ve bu ilgi gün geçtikçe artıyor. Sadece setleri ziyaret etmekle, Perşembe akşamlarını ona ayırmakla kalmayan hayranlar internet aleminde de onlara özel fan siteleri açmış.Bu siteler bu siteye üyeler bu dizinin ne kadar benimsendiğinin reyting kaygısı taşımaması gerektiğinin göstergelerinden sadece biri. Seyirciler kendilerini dizi ile o kadar birleştirmiş ki, seyircilerden biri Özgül Sağdıç’ın fotoğrafını istiyor, bir tane veriyoruz “ a ama bu yeni çekilmemiş yeni çekip bize iletin” diyor. Yeni çekilmediğini nerden anladınız diye sorunca oda “ Berfin, bu kostümü ilk sezonda giyiyordu, oradan anladım” diyor.








Bizde diyecek söz bulamıyoruz. Bu sevgi seline sadece “ 41 kere Maşallah” diyoruz.








Tek Türkiye’de bu hafta;








Tek Türkiye heyecan dolu yeni bölümüyle ekrana geliyor. Tarık, annesini Zeynel’in elinden kurtarmaya çalışıyor. Fakat çabaları sonuçsuz kalıyor. Bu arada köylü hastalıktan kırılıyor ve onlar için gelen ilaçları örgüt çalıyor. Örgütün amacı Tarık’ı köyde yapayalnız bırakmak. Tarık’a alternatif olarak doktor Selma’nın ekibini kuruyor ve köylülere sözde yardım ediyorlar. Fakat Selma Tarık’a ihtiyaç duyuyor. Tarık bu durum karşılığında şartlarını öne sürüyor. Fakat farkında olmadan hain bir oyunun içine çekiliyor. Bu arada büyük bir plan devreye gidiyor ve Çetin Tarık’ı örgüte yardım ve yataklıktan dolayı tutuklamak için yola çıkıyor.